24 Mart 2017 Cuma

İÇE DÖNÜK KONUŞMALARLA BEYNİMİZİ PROGRAMLAMA:

ÖZ SAYGIYI ve ÖZ GÜVENİ OLUŞTURMAK İÇİN İÇE DÖNÜK KONUŞMA

Gerçekten ben çok özelim.
Kendimi seviyorum ve kendimle ilgili çok iyi hissediyorum.
Kendimi geliştirmek için her gün çalışmama ve her gün daha iyiye gitmeme rağmen bugünkü beni seviyorum.
Ve yarın, daha da iyi olduğum zaman da kendimi seveceğim.
Bütün dünyada gerçekten benim gibi başka hiç kimsenin olmadığı doğrudur.
Daha önce de asla başka bir ben yoktu ve tekrar başka bir ben asla olmayacak.
Ben tepeden tırnağa eşsizim. Bazı hallerde, başkaları gibi görünebilir, hareket edebilir veya konuşabilirim ama ben onlar değilim. Ben benim.
Birisi olmak istedim ve şimdi olduğumu biliyorum.
Dünyadaki başka birisi olmaktansa kendim olmayı tercih ederim.
Hissetme tarzımı seviyorum, düşünme tarzımı seviyorum ve işleri yapma tarzımı seviyorum.
Kendimi beğeniyorum ve kimliğimi beğeniyorum.
Benim birçok güzel niteliklerim var. Yeteneklerim, hünerlerim ve kabiliyetlerim var. Henüz bilmediğim bile yeteneklerim var. Ve sürekli kendi içimde yeni yetenekler keşfediyorum.
Ben olumluyum ve iyimserim. Ben kendimden eminim. İyi şeyler yansıtırım. Eğer yakından bakarsanız, etrafımda bir parlaklık bile görebilirsiniz.
Yaşam doluyum. Yaşamayı seviyorum ve hayatta olduğuma memnunum. Çok özel bir zamanda yaşayan, çok özel bir kişiyim.
Akıllıyım. Zihnim çabuk, uyanık, zeki ve eğlencelidir.
İyi şeyler düşünürüm ve zihnim benim için her şeyi yoluna koyar.
Çok fazla enerji, şevk ve canlılığa sahibim. İlgi çekici biriyim ve kendim olmaktan gerçekten hoşnutum.
Başka insanlarla birlikte olmaktan hoşlanırım ve başka insanlar benimle olmaktan hoşlanırlar. İnsanlar, söyleyeceklerimi işitmekten ve düşündüklerimi bilmekten hoşlanırlar.
Çok gülümserim. İçimde mutluyum ve dışarıda mutluyum.
Pek çok şeyle ilgilenirim. Sahip olduğum tüm nimetlerin, öğrendiğim şeylerin, bugün, yarın ve ebediyyen - ben olduğum sürece – öğreneceğim her şeyin değerini biliyorum.
Sıcak, samimi, dürüst ve içtenim. Ben bunların hepsiyim ve daha fazlasıyım. Ve bütün bunların hepsi ben’im.
Kendimi seviyorum ve ben, ben olduğum için memnunum.


ZORLUKLARLA BAŞA ÇIKABİLMEK ve GÜÇLENMEK İÇİN İÇE DÖNÜK KONUŞMA

Sorunları çözmede iyiyimdir. Mücadeleyi severim ve balıklama dalarım.
Sorunlar benim öğretmenlerimdir. Öğrenmeme ve büyümeme yardm ederler. Onlar olmadan, hiçbir yere varamazdım. Onlar ile, hedeflerim doğrultusunda ilerliyorum.
Yenemeyeceğim hiçbir sorun yoktur. Zihinsel, bedensel ve ruhsal olarak çok güçlüyüm.
İradem, kuvvetim ve kararlılığım karşılaştığım her sorundan daha büyüktür.
Yeni bir sorunla karşılaştığımda, sorunu düşmanım olarak görmem. Bilirim ki bu soruna çözüm bulmak kişisel gelişimimde beni ileri götürecektir.
Sorunların ruhsal ve zihinsel eğitimimde ve hazırlanmamda anahtar faktör olduğunu bildiğim için, bütün sorunların benim için önemli olduğunu kabul ediyorum.
Sorunlardan korkmak yerine, onları çözerim. Sorunları ihmal etmek yerine, onları göğüslerim.
Sorunlardan kaçmak yerine, onları yenerim!
Her sorunun, kendi içinde kendi çözümlerini de taşıdığını biliyorum. Bu yüzden, sorunu ne kadar iyi anlarsam, çözümünü de o kadar net görürüm.
Sorunlara sahip olmak, benim için sorun değil. Ben kendimden emin, güvenli, olumlu ve kararlıyım. Daima karşılaştığım her sorunu yeneceğimi bilirim ve daima da yenerim!
Büyük engelleri kırıp, halledilmesi daha kolay, küçük parçalara ayırmakta iyiyimdir. Ve asla herhangi bir sorunun, gerçekte olduğundan daha büyük görünmesine izin vermem.
Asla “endişelenmem”. “Endişe zamanını”, olumlu, yapıcı “çözüm zamanına” çeviririm. Zihnimi, uyanık ve tüm çözümlere açık tutarım ve çözümler bana hızla ve kolayca gelir.
Bütün sorunlardan arınmış, bir hayat sürmeyi aramıyorum. Bunun yerine, çözümler bulacağım ve bu çözümlerin yaratacağı yararlardan hoşlanacağım bir hayat sürmek istiyorum.
Mücadele, yenme, çözüm ve kazanma; günlük hayatımda ilke edindiğim kelimelerdir. “Mücadeleler” fırsatlardır. “Onları yenmek” ise kaçınılmaz sonuçtur. “Çözümler” başarıma tırmanma basamaklarıdır ve “Kazanmak” benim hayat tarzımdır.
Engeller, isteğimi azaltmaz. Onlar yalnızca, hayatta ve hareket halinde olduğumu bana anlatırlar ve ben hiçbir şey için hareketsiz kalmayacağım.
Sınırlar? Onları sınırlar olarak kabul bile etmiyorum. Kazanamayacağım hiçbir mücadele yoktur; tırmanamayacağım hiçbir duvar yoktur. Yenemeyeceğim veya tersine çevirip, kendi yararıma kullanamayacağım hiçbir sorun yoktur.
Dimdik dururum! Dürüst ve içtenim.
Kendimden asla mükemmellik talep etmem, ama verebileceğimin en iyisini beklerim ve elde ettiğim de budur.
Başarısızlıklarımı kabul ederim ve onları, zaferlerimin ödüllerini kabul ettiğim kadar kolaylıkla aşıp ilerlerim.
Ben özel bir insanım. Hedeflerim ve kendime olan büyük inancım, hedeflerimi gerçeğe dönüştürür. Hayallerimi yaşama gücüm var. Onlara, kendime inandığım gibi inanırım. Ve bu inanç öyle güçlüdür ki, benim yenilmez ruhumu zayıflatabilecek hiçbir şey yoktur!
Sadece bugün neler yapabileceğime bir bak! Ben inanılmaz biriyim! Ve bugün bunu göstermek için harika bir gün!


23 Mart 2017 Perşembe

...bağışlamanın meyvesini yiyebilmek için bunu bağışladığınız kişiye söylemenize dahi gerek yok.



Dr. Luskin’in araştırması, bağışlamayı başaramamanın yani kalpte nefret tutmanın, kalp hastalıkları riskini artıran unsurlardan biri olduğunu öne sürüyor. Doktorun ilginç buluşlarından biri de, kendilerini kıran ve zarar veren kimseyi içsel olarak bağışlayan kişilerin, kalp damar, kas ve sinir sistemlerinde ani iyileşme gözlemlendiğidir. Buradan da anlaşılıyor ki, bağışlamanın meyvesini yiyebilmek için bunu bağışladığınız kişiye söylemenize dahi gerek yok.

Dr. Luskin, “Ebediyen Affetmek” adlı kitabında, kendisine yapılan hatanın, bağışlanamaz olduğunu düşünen Dana adlı bir kişiden söz eder. Dana’dan birinin, başına silah dayamış olduğunu hayal etmesini ister. Tek hayatta kalma şansı, ona bu kabahati işleyene duyduğu nefret ve öfkeden kurtulmasıdır. Şimdi bağışlayabilecek midir? Olaya bu açıdan baktığında, Dana derhal acısının uğruna ölmeye değmeyeceğini söyler ve sonunda da bağışlamayı reddederek yaptığının zaten kendini usul usul öldürmekte olduğunun farkına varır.

Acımızdan ya da öfkemizden kurtulalım diye bizim başımıza silah dayayan olmasa da, hayatımız – ve mutluluğumuz- gerçekten de bu acıyı salıvermeyi öğrenmemize ve affetmeyi başarmamıza bağlıdır.

Bağışlama Süreci Terapisi:

Rahatsız edilmeyeceğiniz bir yerde oturun.
Gözlerinizi kapayın ve kalbinizde kendisine karşı öfke, nefret ya da kırgınlık hissettiğiniz birini düşünün.
Birkaç derin nefes alın ve hiçbir müdahalede bulunmak zorunda hissetmeden , sadece hislerinizin akışına uyun. Sadece farkında olun yeter.
Şimdi, o kişinin sizi inciten ve size zarar veren davranışının değiştirilemez olduğunu kavrayın. Bu geçmişte olmuştur ve şu anda onu değiştirmek için yapılabilecek birşey yoktur. Bunun kesinliğini hissedin.
Ayrıca, bu insanın da asla değişmeyebileceğini de kabul edin. İnsanlar nasıllarsa öyledirler. Bu gerçeği kabul ederken, birkaç derin nefes alın.
Şimdi, bu insanın nasılsa öyle olduğunu, yapacağını yaptığını, bunu da kim bilir ya bir acısı, ya bir eksikliği ya da yarası olduğu için yaptığını anlamaya çalışın. Bunu kendisi bile fark etmeyebilir. Ona, çektiği acıyı göz önüne alarak şefkat çerçevesinden bakın. Onu canı yanan, kendi acısıyla çırpınırken başkasına toslayan küçük bir çocuk olarak düşünün. Ona şefkat duyabiliyor musunuz?
Bir iki dakika sessizce, sadece şefkatin kalbe getirdiği genişleme hissini duyumsayarak oturun.



Mekan enerjisini yükseltme ve tılsımı:

Etrafımdaki, hayatımdaki ve ailemdeki enerji öylesine güçlü ki! Hanemize harika şeyler geliyor ve her günde istediğimiz şeyler olmaya devam ediyor

Diyebilirsiniz.

(Uyanış)



Olumsuz yönlendirme yapan ifadelerden kaçınmalıyız...

Sırf inandırıcı olmak için "Allah belamı versin ki..." dediğinizde o belanın size verilme olasılığını n yaratıldığını bilmemiz gerekiyor.

Uyanıştan...

Etrafımızdaki çöpler!

Bedenin, zihnin, duyguların ve ruhun senin kutsal mabedindir. Ne kadar fazla çöp toplarsan mabedinde o kadar kirlenir ve hem seni hem de etrafındaki herkesi etkiler!
Sadece sözleri ve duyguları değil aynı zamanda çöp olduklarını fark etmediğimiz eşyaları da topluyoruz.
Evinde tuttuğun her negatif şey başka bir negatif şeyle bağlantılı olabilir. Atmaya kıyamadığın o obje sana o kişiyi hatırlatıp duygularını depreştiriyor olabilir.
Hayatındaki birikintilerin, üst üste duran şeylerin gitmelerine izin vermeyi öğrenmelisin. Böylelikle neyin önemli olduğunu  anlayabilirsin.
Hayatında daima iyilik sevgi, neşe gibi olumlu duyguların hissetmek istiyorsan topladığın bu çöplerden arındır evini ve kendini...

"Uyanış"tan aklımda kalanlar:)


Aslında gerçek şu: sen bu şekilde dile getirerek kendine o kötülüğü çekmiş oluyorsun

"Başkalarının kendilerine kem gözle baktıklarını kendileri için kötü şeyler düşündüğünü sanıyorlar. Aslında gerçek öyle değil ancak sen bu şekilde dile getirerek kendine o kötülüğü çekmiş oluyorsun. 
Evini mavi boncuklarla doldursan da sen birisinin senin için fenalık düşündüğünü kabul edip söylediğinde.... Bitti! Kapıyı açtın demektir."
Uyanış-

22 Mart 2017 Çarşamba

Bize Zarar Verenleri En Büyük Öğretmenimiz Olarak Görelim



Başkalarından zarar gördüğümüz zaman (hatta bu çok büyük olsa bile) ve ıstırap çektiğimiz zaman, şunu kabul etmeliyiz:

 “Evet, geçmişte başkalarına zarar verdim. Şimdi bunun neticesi bana geri dönüyor. Bu benim kötü ve yanlış biri olduğum anlamına gelmez. Bu sadece ben-merkezci cehaletimin etkisi altında geçmişte ( ve/veya geçmiş yaşamımda) başkalarına karşı yanlış davrandığım ve onlara zarar verdiğim anlamına gelir. Eğer bu deneyim hoşuma gitmiyorsa ve bana acı veriyorsa, o halde gelecekte aynı acı verici durumlarla karşılaşacak nedenleri tekrar yaratmamak için başkalarına karşı davranışlarımda dikkatli olmalıyım.”

Kendimizi bu şekilde düşünmek için eğiterek kötü durumları, onlar hakkında yapıcı şekillerde düşünerek, aydınlanma yoluna dönüştürebiliriz. Durumları suçlama, kendimizi kurban olarak görme, bize zarar veren kişiye büyük öfke duymaya, hata ve suç bağlamında çerçevelendirmeye son veririz. Kendi yaptığımız yanlışlığın sonucu olduğunu kavrayarak, kendimizi iyileştiririz. Bu şekilde, onu değiştirmek için ne yapabileceğimizi anlarız ve bir kurban zihniyetine saplanıp kalmaktansa deneyimlerimizden ders alırız.

Rahibe Thubten Chodron

21 Mart 2017 Salı

Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder.




“Kader eninde sonunda şöyle veya böyle günahlarımızın bedelini önümüze koyar.
Görünen ya da görünmeyen zaman içinde herkes günahlarının bedelini öder. Ektiğini biçer.
Bunu bilen adam kimseye kızmaz, gücenmez, kimseyi aşağılamaz, kimseyi itham etmez, kimseden nefret etmez, kimseye kin tutmaz.
Bunu bilen adam karşılaştığı aksiliklere şaşmaz.”


Epiktetos

Milliyet Pembe Narda yeni yazım

"Tesadüf" öylesine karşınıza çıktı demek değildir!

20 Mart 2017 Pazartesi

Kurabiye Hırsızı !


Bir gece, kadının biri havaalanında bekliyordu. Uçağının kalkmasına daha epeyce zaman vardı. Havaalanındaki marketten bir kitap ve bir paket kurabiye alıp kendisine oturacak bir yer buldu. Kendisini kitabına kaptırmış olmasına rağmen, yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde, aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını fark etti; ne kadar görmezden gelse de...

Kadın bir taraftan kitabını okuyup kurabiyesini yerken, bir taraftan da gözü saatteydi. “Kurabiye Hırsızı” kurabiyeleri yavaş yavaş tüketirken, kadının kulağı da saatin tik taklarındaydı; ama tik taklar yine de sinirlenmesini engelliyemiyordu. Kendi kendine düşünüyordu; “Kibar bir insan olmasaydım, şu adamın gözünü morartırdım!”
Her kurabiyeye uzandığında, adam da elini uzatıyordu. Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca, “Bakalım şimdi ne yapacak?” dedi kendi kendine.
Adam yüzünde asabi bir gülümsemeyle son kurabiyeye uzandı ve kurabiyeyi ikiye böldü. Kurabiyenin yarısını ağzına atarken, diğer yarısını kadına verdi. Kadın kurabiyeyi adamın elinden kapar gibi aldı ve “Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam; üstelik bir teşekkür bile etmiyor!” diye düşündü..
Kadın hayatında uzun süredir bu kadar sinirlendiğini anımsamıyordu. Uçağın kalkacağı anons edilince, derin bir nefes aldı ve rahatladı. Eşyalarını topladı ve çıkış kapısına yürüdü. Kurabiye hırsızına dönüp bakmadı bile. Uçağa bindi ve rahat koltuğuna oturdu. Daha sonra kitabını almak üzere çantasına uzandı. Birden, gözleri şaşkınlıkla açıldı! GÖZLERİNİN ÖNÜNDE BİR PAKET KURABİYE DURUYORDU !
Çaresizlik içinde haykırdı: “Bunlar benim kurabiyelerimse eğer; ötekiler de onundu ve benimle her bir kurabiyesini paylaştı!” Üzüntüyle, özür dilemek için çok geç kaldığını anladı...

Kaba ve cüretkar olan “KURABİYE HIRSIZI” olan KENDİSİYDİ !!!

(Valerie Cox)

Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...