25 Mayıs 2018 Cuma

Kendimizi olumlu şeyler yasamak, daha iyi bir hayat, mutluluk ve sevinç için nasıl programlayacağız.

Bir araştırmaya göre, ortalama ve nispeten pozitif sayılabilecek bir evde yetişen
bir kişi 18'ine basmadan 148,000 kere "hayır" kelimesini veya neyi yapamayacağını
duyuyor. Ayni kişinin bu sure zarfında işittiği "evet" kelimesi veya zevklendirici,
yapabileceklerini gösteren kelimelerin sayısı is çok daha az....

Peki, bu ne demek?

Hayatta elde ettiğiniz sonuçlar eylemlerimizden/davranışlarımızdan kaynaklanıyor.
Eylemlerimizi/davranışlarımızı ise düşüncelerimiz belirliyor. Düşüncelerimizi ise
İnançlarımız, inançlarımızı ise bilinçaltımızda çalışan programlama belirliyor...

Program da bilinçaltınızda çalışıyor.
Programlama ise tekrarla oluyor....

ve 148,000 siki bir tekrarlama sayısı...sonuçta sıkı bir programlama sağlıyor...

Bu programlama inançlarımızı, inançlarımız düşüncelerimizi, düşüncelerimizi
eylemlerimizi/davranışlarımızı, davranışlarımız ise hayatta elde ettiğimiz
sonuçları doğurur.

Yine bir araştırmaya göre günde 50.000 düşünce düşünüyoruz ve bunlar in %90'i tekrar
eden düşünceler. Yani eski, tekrar eden bir kayıt gibi. Ve tekrar eden düşünceler
şablonlar, alışkanlıklar oluşturur. Gerçek anlamda kendinizi bu tekrar eden
düşüncelerle ipnotize edersiniz.

Ve bir başka araştırmaya göre de bu düşüncelerimizin %77'si negatif, kendimize
zarar verici, engelleyici ve yaratıcılığı oldurucu.

Unutmayın, hayatta elde ettiğiniz sonuçlar eylemlerimizden/davranışlarımızdan
kaynaklanıyor. Eylemlerimizi/davranışlarımızı ise düşüncelerimiz belirliyor.
Düşüncelerimizi ise inançlarımız, inançlarımızı ise bilinçaltımızda çalışan
programlama belirliyor... Program da bilinçaltınızda çalışıyor.

Bununla da kalmıyor. Bilinçaltınız sizinle ilgili her şeyi kontrol ediyor. Mesela
otonom sinir sisteminizi. Kalp kaslarınızı, bez salgılamalarınızı, hormonlarınızı,
kısaca her şeyinizi kontrol eden bir sistemi bilinçaltınız kontrol ediyor.

Şayet kendinize sürekli "ben savsağım" diyorsanız, bilinçaltınız hormonlarınızla,
Otomatik hareketlerinizle vb çalışıyor ve sizin bir savsak gibi davranmanızı ve
hareket etmenizi sağlıyor, hatta garantiliyor. "Ben sosyal değilim" dediginizde,
Kendinizi bir kösede dururken buluyorsunuz. "Sen ne emredersen patron!"

Bilinçaltınız bir bilgisayardır. İçine ne program koyarsanız ona göre çalışır.
Bilinçaltı koyduğunuz programı hiç sorgulamaz, hiç karsı çıkmaz. Patron sizsiniz ve ne söylerseniz o olur.

Hayal ettikleriniz, düşünceleriniz, algıladıklarınız, algılamadıklarınız, ne
gördüğünüz, neyi kaçırdığınız sadece tek bir şey tarafından belirlenir:
programınız! Yani kendinize sürekli söyledikleriniz ve büyüme cağında sürekli
duyduklarınız ve gözlemledikleriniz.

Peki, simdi bu kutununum dışına nasıl çıkacağız. Kendimizi olumlu şeyler yasamak, daha iyi bir hayat, mutluluk ve sevinç için nasıl programlayacağız.

Aynen kendinizi daha önce programladığınız gibi...Bu sefer pozitifi sürekli tekrar
ederek. Sizin icin pozitif anlamda ise yarayanı bulacak ve ardından, bu yeni
pozitif yol sizin bir parçanız haline gelinceye kadar emek vereceksiniz. Ve ise
yaradığını gördükçe kendinizi daha da iyi hissedecek, daha bir dört elle
sarılacaksınız.

Bu sureci hızlandıracak pek çok yöntem var. Onları da bulmak, kalbinizin size
söylediklerini dinlemek tamamen size kalmış.





Evrende iki tür enerji vardır:


👉Korku.
👉Sevgi

Ya Korktuğunuz şeyi yaşarsınız ya da sevgiyle düşlediklerinizi...



Koşulsuz sevgi olmayan şey korkudur. Ve korku bir çok şeyi kapsar, şüphe, iman yokluğu, kendini – sabote etme, inkar ve bir çok başka şey. Korkunun geçmişten geldiğini hatırlarsak – şu anda veya gelecekte korku içinde olmayız, çünkü hiçbir şey olmamıştır – başımıza daha önce gelmiş olan şeylerden korktuğumuzu anlayabiliriz. Hatırlayın, mucizeler yaratmak için zihin halimizi değiştirme üzerine çalışıyoruz, öyleyse korkmak için bir neden yok, çünkü korku geçmişin parçasıdır.
Bugün, isteklerinizin her birine bakın ve bunlarla ilgili inançlarınızda şu anda herhangi bir korku olup olmadığına bakın. Başarıdan, hayatınızın nasıl değişebileceğinden, başkalarının ne düşünebileceğinden, yeni, harika deneyimlerinizi uygulama yeteneğinizden korkuyor olabilirsiniz. Korkuyu tespit etmek önemlidir, çünkü korkularınızın ne olduğunu bildiğinizde, artık onlardan korkmak zorunda olmazsınız. Korkularımızı görmeye izin verene kadar, onların çoğunu bilmiyoruz ve korkularımızın ne olduğunu bildiğimiz zaman, onlarla barış yapabiliriz.
Jennifer Hoffman


KUANTUM



Kuantum Fiziği’nin Klasik fizikten farklı olan taraflarını, maddenin katı olmadığını hatta %99’unun ışık parçacıklarından, atom altı partiküllerden ve bu partiküller arasında boşluklardan, bu boşlukların çok güçlü enerji ve çekim kuvvetinden oluştuğunu, boşluklar arasında ışık hızından daha hızlı haberleştiklerini detaylı olarak aktardık.

Sıradan düşünce, sıradan kelimeler düşük frekanslı düşüncedir ve düşük enerjileri çeker.

Her şeyden önce, dönüp kendimize bakmalıyız:

Konuştuğumuz kelimelere ve aklımızdan geçen düşüncelere.

Ne türde düşünüyor ve aktarıyoruz?

Genelde tüm dünyada düşünceler ve konuşmalar, isyandan öteye gitmez.

Herkes, yaşadıklarına kızar, başına gelenlere üzülür ve dile getirir.

Her yaşanan olay, kişiye illaki bir şey anlatmak için meydana gelmez. İnsan, sürekli Neden Ben? Sorusunu sorar. Belki sen değilsin. Bütünün içinde “Neden Ben?” sorusunu soran diğer parçan için, sen çekim alanına dahil olan, görev alan bir varlıksın. Bu yüzden sürekli talihsiz olaylar zinciri yaşadığını düşünmek, Bütüne hizmet etme vazifesini henüz daha benimsemediğimizi ve o bilince ulaşamadığımızı gösterir. Bu bilinç oluşana kadar çekim alanlarına dahil olacağımız da şüphesizdir.

“Batsın bu dünya”, “Kahrolsun dünya”, “Böyle Kadere….” “Keşke doğmasaydım” “Niye bunlar benim başıma geliyor” “Kör Talih” “Ne düşünsem oluyor, başıma geliyor” “Su içsem yarıyor” gibi öyle çok kelimeler tüketilir ki…

Hatta pozitif düşünen ve pozitif davranan insanlara da, sanki başka gezegenden gelmiş muamelesi yapılır. “Pollyannacısın” “Safsın” “Bu kadar iyimser olma, kazık atarlar sana” gibi yakıştırmalara maruz kalınır.

Tüm çocukluk boyunca, hep olumsuzluklarla büyütüldük.

“Yapamazsın”, “Düşersin, “Tembel”, “Kabiliyetsiz”, “Üşürsün” “Hasta olursun”, “Elleme, yapma etme”.…. Sonra da “Benim çocuğum neden başarısız? Neden isyankar, neden bu kadar asi? nerde hata yaptım?” deriz.

Olumlu düşünmek, pozitif düşünmek öğrenilir ve öğretilebilir. Yani düşünce sistemimizi baştan inşa edebileceğimiz gibi (çocukluktan), sonradan da öğrenebiliriz. Önce düşünce sistemini yeniden ele alır ve olumsuz düşünceler yerine, olumlular konularak konuşmaya ve sonra da düşünmeye başlar.


Her düşünce sonradan eyleme dönüşecektir. Bu zamanla olacaktır. Hemen olmasını beklemek yersizdir.

Sonra hayallerini amaçlarına göre düzenler. Neyi istiyor ve arzu ediyorsa, sanki onlara şimdiden ulaşmış gibi net ve açık imgelemeler yapar. Nasıl biri olmak istiyorsa, onun gibi davranır.

Başlangıçta bu konuda biraz zorlansa bile, sonra yeni düşünce ve tavırlar alışkanlık haline dönüşür. Bilinçaltının olağanüstü gücünü kullanmaya başlar. Sezgilere ve ilhamlara açar kendini.

Bilinçaltının uyarılarına ve desteklerine kendini açar.

Bize bahşedilen en önemli insan olma özelliklerinden ve kullanıldığı zaman çok iyi bir enerjiye dönüşecek olan alışkanlık meselesi vardır.

Alışkanlığın belli bir zamanı vardır ve diyetlerde hatta bir takım özel çalışmalarda genelde vücudun 28 günlük bir alışkanlık süresi vardır. Enerji çalışmalarında da, uyumlama sonrası 21 günlük kendine enerji çalışması yapma zamanı verilir öğrencilere.

Bizler olumsuz ve bağımlılık yapacak her şeye alışkın durumdayız. Oysa, bu özelliği, olumlu yönde kullansaydık inanılmaz şeyler başarabilirdik.

Olumlu düşünceyi de beynimize şuurlu olarak alışkanlık haline getirmeliyiz.

Kuantum Fiziği’nde “Benzer Benzeri Çeker“, ne düşünürsek o enerjiyi yayınlarız, auramızda kalır ve düşündüğümüz şeylerin kalitesine göre düşük ya da yüksek frekanslı enerjileri çekmeye başlarız.

Unutmayalım ki kendimizi gözlemleyerek çok sonuçlara ulaşabiliriz.

Kuantum ve Yeni Çağ
Üçüncü bine başladık, 2000’li yıllardayız, ve artık bu çağa ‘Bilgi Çağı’ diyoruz. Bilgiler yenileniyor, yenilendikçe anlayışlar değişiyor, anlayışlar değiştikçe bizler değişiyoruz.

Artık bilgi ve bilim kavramlarına daha farklı bakıyoruz.

Eski klasik fizik anlayışının temelleri yavaş yavaş, kuantum’un keşfi ve ortaya konması ile yıkılmaya başladı.

Eskisi gibi bilgi ve bilim anlayışı materyalist ve mekaniklikten çıktı ve daha mistik ve spirit hal almaya başladı. Bunu yine kuantum fiziğinin ortaya konmasına borçluyuz.

Kuantum fiziği ve izafiyet teorisinin katkıları, sadece fizik bilimine değil, tüm bilim dallarına da benzer gelişmeler katmıştır.

Aynı zamanda enerji anlayışına katkılarından dolayı (her şeyin aslının enerji olduğunun keşfi), spirit (ruhsal) çalışmalara yönelimi arttırmaktadır.

Madde, enerji, neden-sonuç ilişkileri (determinist*), mistik anlayışlar, uzay, zaman, mekan, boyutlar gibi anlayışlarının değerlendirilmesi de farklı bir hal almaya başladı.

Yaşadığımız bu değişim, (1950’lerde başlayan bu değişim) Yeni Çağ daki Yeni Dünya İnsanlık Realitesi’nin oluşumuna katkı sağlayacak, köklü değişimler yaşayacağı bir çağ özelliği taşıdığını ispatlar durumdadır.

Kuantum fiziğinin anlaşılır hale gelmesiyle, toplumsal, ekonomik, zihinsel, duygusal ve ruhsal yönlerden değişimler kaçınılmaz olmaktadır.

Bu değişim süreci herkesi etkilemekte, en tutucu toplum tarafından bile görmezlikten gelinemez hale gelmektedir.

Evren tamamıyla kaotiktir. “En iyi bilinen mekanizma” diye nitelenen olaylarda bile, kaotik dinamiklerin rolünü göz ardı edemeyiz.



Herhangi bir taşı elimizden bıraktığımızda, yere düşerken, Andromeda galaksisindeki küçük bir meteorit, bizim taşımıza bir çekim kuvveti uygulamaktadır.

Ne kadar ilginç bir bilgi değil mi?

Evrendeki tüm maddeler, atom ve atom altı partiküllerin birbirleriyle, ışık hızından daha hızlı haberleştikleri ve etkileştiklerinden dolayı, etkileşirler. Ve en ufak bir hareketten tüm evrenin bilgisi olmaktadır.

Yani her şey etkileşim halindedir. Bu etkileşim, sadece dünya içerisinde değil, tüm evrende geçerlidir.

Ama elbette ki bu değişkenlerin tümünü hesaba dahil etmek, insanın yapabileceği bir şey değildir. Bizim şansımız, ölçüm yöntemlerimizin, evrenin ince ve narin dokusuna göre oldukça kaba olması ve (evrensel etkileşimlere oranla) çok kaba sonuçlarla yetinebiliyor olmamızdır. Biz hesaplarımızı, kendimize göre yapabiliyoruz, çünkü, kütlelerle doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı vs.

Sistem bileşenleri, tüm etkileşimler göz önüne alındığında, bir olasılıklar yumağı içinde sürüklenir ve o anki kuantum durumu için geçerli olasılığa doğru bir “çökme” gerçekleşir. Yani artık kesin kurallar değil, olasılıklar söz konusudur.

Biraz anlaşılmaz gibi görünse de, bilmemiz gereken tek şey evrendeki her şeyin iletişim ve haberleşme halinde olduğudur.

Bu yüzden, evrene atılan her pozitif düşünce, pozitif davranış, diğer tüm var olanları da etkilemektedir….

Hiçbir yapılan boş değildir, boş yere yapıldığı düşünülmemelidir.

Bir soru sormalıyız kendimize: Evrenin muhteşem düzeninde, soyut ve somut evrenin tam ortasındayız. Neden kendimizi ayrı görüyoruz ve ne zaman bu bütünün içinde yer aldığımızın farkına varacağız?

Bilgi, her yerdedir, evrenseldir, paylaşımı öngörür. Kainat (görünen ve görünemeyen evren) bilgi ile inşa edilmiştir, bizlerin özü bilgidir. Ve tüm evrene, tüm hücrelere, atomlara ve atom altı partiküllere nüfuz etmiştir ve Evren bu sayede organize durumunu devam ettirmektedir.

Bilgi tek bir kaynaktan yayılır. Biz varlıklara düşen onu uygulamaktır ve bilgi ile hareket etmektir. Ve naçizane yorumlamak kalır. Bilgi, paylaştıkça değer kazanır, önemi ve yeri artar. Önemli olan ne kadar fayda sağladığıdır. Bilgiye sahip çıkalım, koruyalım, paylaşalım ama sahiplenmeyelim, kendimize mal etmeyelim. Her şeyin özü BİR’dir.

(Bu yazı metnindeki bazı alıntılara “alıntı” adı altında birçok paylaşım sitelerinde tesadüfen rastladım. Daha önce parçalar halinde, ruhsal konulu bir sitede kendi ifadelerimle yayınlamış olduğumdandır ve oradan alıntı yapılmış olması muhtemeldir. Fakat bu yazı bütünlük arz etmektedir.)

NOTLAR:

(*) Plank sabiti: Işık hızıyla hareket eden bir fotonun Planck uzunluğunu aldığı zaman olan 1.70863•10-45 saniye Planck zamanıdır.

Planck zamanı kadar sürede, ışığın aldığı yol “Planck uzunluğu” olarak tanımlanır. Bu uzunluk (Gh/2π•c3)½=10-33 cm ya da 1.61599•10-35

Işık hızı ya da pi sayısı gibi doğanın bir değişmezi, Planck sabiti de 1900 yıllarında, Max Plancktarafindan keşfedilmiş oldu.

(*) Entropi: Fiziğin en temel kanunlarından biri olan “Termodinamiğin İkinci Kanunu”dur. Doğruluğu teorik ve deneysel olarak kesin biçimde kanıtlanmış bir kanundur. Einstein bu kanunu bütün bilimlerin birinci kanunu olarak tanımlar.

(*) Takyon: hk. Bilgiler GenBilim sitesinden alıntı yapıldı, yorumlandı.

(*) Determinizm: Neden-Sonuç prensibi. Bir fiil ve hareketin sebebi, başka bir fill ve hareketin sonucudur. Kaderimizi kendimiz, dış sebeplerin de etkisiyle Sebep – Sonuç Yasası içinde belirleriz. (Metapsişik Terimler Sözlüğü-Ruh ve Madde Yayınları)

(*) Buss, D. (2000). The Evolution of Happiness. American Psychologist.

DeVos, R. (2001). Choose Optimism.

Seligman, M. E. P., Csikszentmihalyi M. (2000) “Positive Psychology, An Introduction”, American Psychologist.


Birisiyle karşılaştığınızda kendinizle karşılaşırsınız aslında.


Benliğiniz, size kendisini takdim eder. Karşınızda duran kişi sizin bir suretinizdir. O kişiyi karşınıza çıkaran bir peri vardır içinizde. Pek çok formlarda belirirsiniz kendi önünüzde; lakin bunların hepsi sizin kendi yansımalarınızdır. Bu yansımalar hakkında ne hissederseniz hissedin sizin bir yanınızı ortaya koyar onlar. Bu size uzak göründüğü denli ürkünç de gelir.

Korkunç canavarları kendi kendinize davet ettiğinize inanamazsınız.Güzelliği ve güzel ruhları da kendinizin davet ettiğine inanamazsınız. Herhalükarda sizin bir yönünüz, sizin bazı düşünceleriniz, önünüzde ortaya çıkmaktadır. Karşılaşan kişi de, bu şekilde ortaya çıkan kişi de bunu bilmeyebilir. Ancak, burada görünmez bir işbirliği vardır.

Birgün karşınıza perişan bir dilenci çıkabilir ya da varlıklı bir işadamı,ağlayan bir çocuk, acelesi olan bir insan, bir adam ya da bir kadın, yaşlı veya genç; bunların hepsi sizsiniz. Mümkün olan her nevi kombinasyon sizsiniz. Zaten sizin kendiniz oldukları için bu kişiliklerin hepsini gayet iyi tanırsınız. Sizden bir parçadır onlar, sizin bir yanınızdır. Onların hepsi sizsiniz.

Tüm bunlara yoldaki sarhoş bir adamı da ilave edebiliriz, ona karşı ya bir empati beşler ya da onu suçlarsınız; zira içinizdeki bir şeylerin tezahürüdür o adam. Polisleri ve hırsızları görürsünüz çünkü siz hem yakalayan, hem de yakalanansınız. Hem iyi çocuk, hem de kötü çocuksunuz. Bilinen her nevi kılığa girmiştiniz. Buna rağmen kendinizi kandıramazsınız. Önünüzde duran yabancılar değildir bunlar. Onları teşhis etmek istemeyebilirsiniz. Lakin herhalükarda onların herbiri sizsiniz.

Bir konsere gittiğinizde hayatınızda yarattığınız harikulade bir müziğe tanıklık edersiniz. Bir futbol maçına gittiğinizde oyuncuların hepsi sizsinizdir aslında; ev sahibi takım ya da konuk takım, kaybeden ya da kazanan, faul yapan ya da faul yapılan. Karakterleri belirler ve rol dağılımını yaparsınız. Hem yönetmen hem de yapımcısınızdır. Hain kişi ve de meleksinizdir.
Tüm rolleri oynarsınız. Hainlerin ve meleklerin ne olduğunu bilirsiniz. Onların adımlarıyla yürümektesiniz.

Karşınızda tezahür eden herkes sizin konuğunuzdur. Onları davet etmiş öldüğünüzü hatırlamayabilirsiniz, fakat onların varlığını inkar da edemezsiniz.

Belki de davetiyetinizi çok uzun zaman önce yazmıştınız ve onlara bugün ulaşmıştı o.

Belki de istemediğiniz bir şey için uzun uzun düşünmüş ve onu kendinize çağırmıştınız.

Bu, bir haketme meselesi değildir. Suçlama ya da pişman olma meselesi değildir bu; lakin bir mesuliyet halidir. Hayal mahsulü ortaya çıkan bir hata da yapılmış olsa, örneğin bir kişiliğin yanlış tasavvur edilmesi gibi, farketmez. Artık sorumluluk sizdedir. Peronda duran sizsiniz. Hangi trene bineceğiniz size bağlıdır. Binebilir ve tekrar inebilirsiniz. İteklenip sıkıştırılabilirsiniz. Orada olan sizsiniz. Oraya nasıl gitmiş olduğunuz, çözümleyeceğiniz bir mesele değildir. Oraya gitmişsinizdir.

Kainatın reaktörü ve dinamoşusunuz.
Onun ekseni ve merkezisiniz.
Sürecin kendişisiniz ve süreci işleyensiniz ve de neticesiniz.
Nesne ve öznesiniz. Geçişli ve geçişsiz fiilerin kendişisiniz. Özel isimlersiniz, cins isimlerisiniz.

Bunun iyi tarafı, istediğiniz herşey olabileceğiniz ve istediğiniz herkesle bir arada olabileceğinizdir. Mevcut dünya sizin yaratımınızdır.

(Alıntıdır.)

24 Mayıs 2018 Perşembe

Kendin için iyi olanı iste...


Endişeli misiniz?

Sık sık, "Eğer ... olursa, ne olur?" diye düşünüyor musunuz? Eğer öyleyse siz, kendini gelecekteki hayali bir duruma proje ekte eden ve korku yaratan zihninizle özdeşleşmişsinizdir. Sizin böyle bir durumla başa çıkmanızın hiçbir yolu yoktur, çünkü o mevcut değildir....

Güç Şimdide..
O zihinsel bir hayalettir. Siz sadece şimdiki an'ı kabul ve tasdik ederek bu sağlığı ve yaşamı kemiren deliliği durdurabilirsiniz. Soluk alıp verişinizin farkında olun. Havanın bedeninize girip çıkışını hissedin. İçsel enerji alanınızı hissedin. Zihnin hayali projeksiyonlarının tersine, gerçek yaşamda başa çıkmanız gereken tüm şey 'bu an'dır. Kendinize gelecek yıl, yarın ya da 5 dakika sonra değil, şu anda hangi "soruna" sahip olduğunuzu sorun. Bu anda yolunda olmayan ne vardır? Siz Şimdi ile daima başa çıkabilirsiniz, ama gelecekle asla başa çıkamazsınız, bunu yapmak zorunda da değilsiniz. Ne önce ne de sonra, ancak ona ihtiyacınız olduğu anda yanıt, güç, doğru eylem yada kaynak ortaya çıkacaktır.

Eckhart Tolle - Şimdinin Gücü


Her şey sende gizli!


Unutma! Gerçekte sen ne hissediyorsan, o her zaman doğrudur.


Hayatta senin için neyin doğru olduğunu, bir tek içindeki ses söyleyebilir.

Dolayısı ile içindeki ses ile konuşmayı öğren.
İçindeki sesin kendine has nedenleri vardır ki akıl hiçbir zaman anlayamaz.

Her gün kendinle kalmak için zaman ayır ve kalbini dinle.


Tüm diğerleri farklı hissedebilir, farklı düşünebilir
ama bu senin hissettiklerinin yanlış olduğunu göstermez,
sadece onlardan farklı olduğunu gösterir.
Sadece, onların bakış açılarını anlamaya çalış.
Hemfikir olmaya çalışma!


Bazen içindeki ses sana zor geleni yapmanı söyleyebilir… Korkma… ve içindeki sesi dinlemeye devam et…
Her yanlışında kendini acımasızca eleştirip üzme…
Gereğinden fazla üzülmek, bugünün gücünü tüketir, yarınlarının güzelliklerini çalar.
Aksine, başını okşa, kendini kucakla ve her şeyin geçeceğini kendine hatırlat.

Yaşadıklarının senin için önemli bir ders olduğunu bil.
Bu tecrübe ile aldığın bilgiyi incele, bir dahaki sefer için hazırlıklarını yap.

Kimsenin senin adına karar vermesine izin verme,
ama başkalarının da haklı olabileceklerini unutma.

Asla başka insanlar üzülmesin diye kendini üzme.
Unutma! Sen kaldırabiliyorsan onlar da kaldırabilir.

Her zaman ama her zaman, mutlaka kendine iyi davran.
Sen buna layıksın!
Hayatta en büyük dostun sen olabileceği gibi, en büyük düşmanın da sen olabilir.
Seçimini yap ve kendin için dost mu yoksa düşman mı olacağına karar ver.

Yaşamdaki tüm acılarını atlatabilirsin, her şeye rağmen mutlu olmayı başarabilirsin,
istersen kötü alışkanlıklarını bırakabilir ve her zaman yeniden başlayabilirsin.
Bugün, hayata yeniden başla!
ilk adımın kendini bağışlamak olsun!
Tıpkı kasvetli ve bulutlu bir havanın ardından kendini gösteren güneş gibi olabilirsin.
Ve aynı güneş gibi, ay gibi, her gün ve her gece bıkmadan usanmadan yeniden doğabilirsin.
Asla tecrübe kazanmaktan kaçma…
Ne kadar zor olursa olsun, yeniden ayağa kalk ve devam et!
İnan bana, o tecrübelere ihtiyacın var…
Unutma! Yapılacak daha nice yeni hatalar var,
öğrenilecek daha nice yeni dersler var,
tekrar tekrar aynı hatalara düşmek niye?


Unutma ! Her şey sende gizli.
Hayatın kötü bir yola girmişse, direksiyondakinin sen olduğunu hatırla!
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnız, güçlü hissettiğin kadar güçlüsün.
Seçimi yapacak olan sensin….

Üstün Dökmen

23 Mayıs 2018 Çarşamba

Dua bir müminin sonsuz gücüdür.

Dua bir müminin kulluk borcudur ve onun sonsuz gücüdür. 
Dua her şeyin sahibi olan Allah’ı hatırlama ona yakarmadır. Dua inanarak yapılırsa kaderi bozar. En tehlikeli hastalıklar bile inanarak yapılan duayla yok olup gider. Duada çok büyük sırlar var. Dua için başta bir miktar estağfurullah çekilmeli (70), sonra da efendimize salatu selam getirilmeli (11), ardından neye ihtiyacımız varsa o esma ya da esmalar seçilmelidir. 

Sonra da esmanın ebcetsel sayı toplamınca lailahe illallah demeli, esmayı çekerek Allah’a yakarmalıdır.   Dua için uygun esma bulunursa seri bir şekilde sonuç alınır. Esma ve dua bitince yine bir miktar istiğfar çekilir, bir miktar selatu selam söylenir. Ardından fakire bir miktar sadaka verilir. Sözgelimi vesveseyle helak olan biri yetmiş istiğfar, on bir selavattan sonra Kuddüs esmasını ebcetsel sayı değerince 170 defa “Lailaheillallahul Kuddus” çekip vesveseyi Allah’tan yok etmesini dileyip” buna kırk gün kadar devam etmelidir. Vesvesenin nasıl söndüğüne tanık olunacaktır. Hasta olan biri yine başta 70 istigfar, 11 selavat çekip niyet ederek 422 defa “lailahe illallahul Şafi” virdini kırk gün çekip Allah’a yakarırsa şifa bulacağı vesileler önüne çıkar.


Alıntıdır..





Muhyiddin-i Arabi eserinde gezegenler hakkındaki şu bilgileri veriyor:



Şems (Güneş): Bu kevkep (gezegen) 4. felek katından çıkarak gök burçlarının her birinde bir ay süreyle oturur. Feleklere de bir sene süre içinde uğrayarak geçer.
Bu kevkebe büyüklük, güç, kahır, uzun olmak veya kimseye boyun eğmemek, Hayret, Ar, gayret ve haya (ar, namus) gibi sıfatlar isnat ve tensip edilir.
Güneş kevkebinin burcu Aslan’ dır. Madeni intisabı ise Altın madenidir. Giyeceklerden ise sarı ipekli olanlardır. Melaikelerden Rukyail’ e, ilahi güzel adlardan (yani Esmaül-Hüsna’ dan) Ya Hay ve Ya Kayyum’ a intisabı vardır. Sayısı ise 174’ tür.
Zühre (Venüs): Bu uydu beyaz renkte olup, 3. felek göğündendir, günü ise Cuma’ dır. Maden yönünden Bakır madenine intisap eder. Burçlar yönünden Öküz ve Terazi burçlarına intisap eder. İlahi adlardan Ya Kafi, Ya Gani adlarına intisabı vardır. Sayılardan 1171, vekil melaikelerden Anyail’ e intisabı vardır.
Bu uydu 3. felek göğünden çıkarak burçlardan her bir burçta 30 gün kalır. Fezada seyreden bu kevkeb bütün felek göklerine (Zodyak burçlarına) 10 ay süre içinde uğrayarak geçer. Her menzil veya durakta 14 gün kalır.
Bu kevkeple bağlantısı olan ve ona tensip edilen sıfatlar şunlardır: Yumuşaklık, insanlar arasında sevgi ve anlaşma, dostluk, iyi ahlak, cömertlik, kalp temizliği, konuşma ve anlaşma, dehşet ve korku, oyun ve eğlence, davul çalmak ve kadınları hoş tutan ut ve benzeri şeyleri çalmak gibi sıfatlardır.
Bu kevkeb onu seyreden gözleri memnun eder. Peşinden öküz (Boğa) ve Terazi burçlarının kısmetlerini de sürükleyip götürür. Balina (Balık) burcunun kısmeti de bu kevkeple anlaşılmıştır, çünkü Öküz ve Terazi burcu bu kevkebin evi sayıldığı gibi (burç yöneticiliği), Balina (Balık) burcu da onun şerefini taşır (Venüs Balık'ta yücelir).
Utarid (Merkür): Bu kevkeb gök yüzünde gizlice ışıldayan ve kırmızıya çalan rengiyle görülür. Bu kevkebe bakanlar bunu ayni renkte sabit bir yıldız olarak görmezler. Kah parlayan kah sönen bir hali vardır. Bu yıldız rüzgarlı olup 2. gök katında bulunur. Burçlardan İkizler ile Başak burcuna, günlerden ise Çarşamba gününe intisabı vardır.
Bu kevkeb her burçta 28 gün kalır, gök katlarından 6 ayda bir uğrayarak geçer. Nispeti olan sıfatlara gelince: Akıl, sanat, mantık, belagat, hamaratlık, konuşkanlık, hüner, zihni kavrama, bilgi, dostluk, zeka, hesap, kitap, ince nazik sanatlar, yazışmalar, elçilik, çocuk yetiştirmek için öğretmene teslim etmek, sanayiye başlama, aletlerin yapımı, kuyumculuk, ipekli kumaş dokumaları, çini işleri gibi sıfat ve amellere intisabı vardır.
Ve yine Allah’ın güzel adlarından da Ya Ali, Ya Azim’ e intisabı olmakla birlikte, Allah katında koruyucu ve vekil melaikesi de Mikail’ dir.
Bumerang - Yazarkafe

Bumads

Mart 2007'nin "En iyi blog"u Seçilmişti blogum!Teşekkürler destekleyen herkese...